Minnoş ile İlgili

En geç 23:00 – 24:00 arası olan uyku saatimi pek fazla geçirmesem de, telsiz ile yapılan görüşmelerde konuşmanın bayağı uzadığı zamanlar olabiliyor. Cihaz kurcalama seansının biraz uzaması ve geç saatte başlayan bir görüşmenin uzun sürmesi dolayısıyla 02:00 sularında girdiğim yataktan; açık kalan hoparlörden gelen yüksek sesli parazit sesiyle 06:40 sularında uyandım.

Dışarının yağmurlu olması ve dün akşam da bahsettiğimiz son konunun yıldırım düşmesi olması sebebiyle; aklıma ilk olarak, yıldırım düşmesi sonucu dalgalanan gerilimin, bağlı cihazları bozmuş olması ihtimali geldi. Odaya geldiğimde monitörde bulunan görüntü gidip – geliyor ve hoparlörden rahatsız edici ses hiç bir azalma olmadan devam ediyordu. Hoparlörü kapatıp, bilgisayarı yeniden başlattığımda ve 10 – 15 dakikalık bekleme sonrasında her şey normale dönmüştü.

Bağlı olduğu akım korumalı prizin elektrik girişi kapalı olduğundan, telsiz ile ilgili herhangi bir düşünce olmasın isterdim fakat antenden gelebilecek bir akımın verebileceği zararı düşünerek; gerekli kontrolleri yaptım ve sonuç olumlu, herhangi bir kayıp yoktu.

‘Sadece Aptallar 8 Saat Uyur’ isimli kitabı okumamış olsam da; kitabın ana fikrini biliyor olmam sebebiyle, eh 4 – 4,5 saat uyumuşuz yeter diyerek, pencereyi açıp zaman geçirmeye başladım.

Evimizin kedisi Minnoş, her zaman olduğu gibi pencerenin önünde etrafı izlediği, benim de 1 – 2 metre kadar gerisinde Twitter’a bakarak kendimi eğlendirmeye çalıştığım esnada yürüyüş yapan mahallenin yaşlı teyzelerin konuşmaları, 30 – 35 saniyeliğine evin içinde net bir şekilde duyuldu.

Aaa o kedi oradan düşmez mi, kısır da değilmiş. Daha önce de 2 kere düşmüş.

Küçük çaplı ve iyi niyetli dedikodumuz yapılmıştı fakat cevap veremeden geçip gitmişlerdi. Hem sabahın o saatinde pencereden neyi – ne kadar anlatabilirim ki. En iyisi okuma ihtimali olan anonim bir mektup yazalım. Belki görüp üstüne alınır.

Sevgili teyzeciğim,

Sizi simaen dahi tanımıyor olsam da; konuya hakim oluşunuzdan, detayları bilmenizden, kedileri düşünmenizden ve teknik detaylarla bu kadar ilgili olmanızdan dolayı, sizin mahallemizin iyiliksever teyzesi olduğunuzu anladım. Sorumluluğunu aldığımız kedi sayısı, sizin sorumlu olduklarınıza kıyasla çok düşük bir sayı (1) olsa da, evimiz de yaşayan bu canlıyı gerçekten sizin sevdiğinizden daha fazla seviyoruz. İnsanları seven ve yardım eden birisinin, kendi çocuğunu daha fazla sevmesi gibi düşünebiliriz. Bu sanırım anormal olmaz. Biz de sokakta gezen kedilerin ihtiyaçlarını zaman zaman karşılamaya çalışıyoruz fakat dediğim gibi önceliğimiz tabii ki bizimle birlikte yaşan aile üyemiz Minnoş oluyor.

Öncelikle belirtmem gerekir ki; Minnoş, düşmesinden korktuğunuz yüksekliğin daha fazlasından, ev içerisinde çokça atlayıp – zıplıyor. Evimiz, sizin de gördüğünüz gibi 1. katta. Bina önünde park halinde duran araçlar ve üzerinde çiçeklerin bulunduğu duvar, bu yüksekliği Minnoş’un çıkıp çıkıp atladığı gardrobun yarısı yüksekliğine kadar getiriyor. Pencere önünde bulunan mermer de oldukça geniş olduğundan; bir kedinin düşme ihtimalini ortadan kaldırıyor. Evet, atlayabileceği yükseklikte olduğunun ben de farkındayım.

Minnoş 2 kez düştü evet. Mutfak balkonunun sonradan alüminyum doğrama ile kapatılması sonucunda daralan mermer, Minnoş’un büyük ihtimalle evin diğer pencereleri ile aynı genişlikte sanması sonucu; pencereye tırmanıp adımını attığı anda düşmesine sebep oldu. Bu bizim için üzüntü verici bir durumdu ve ne yazık ki aynı pencereden 1 kez daha düştü. Kendi evinin içerisinde özgür dolaşabilmesi için bütün kapıları açık bırakmamız ve mutfağın havalandırılması gerekliliği bir araya gelince maalesef bu şekilde bir kaza yaşandı ve o günden sonra Minnoş’un mutfakla ilişiği neredeyse tamamen kesildi.

Daha sonra bahsettiniz mi bilemiyorum tabii ki ama Minnoş bir keresinde evden kaçtı ve 10 günden fazla süre sokakta kaldı. Bu 10+ günlük içerisinde; günde en az 2 – 3 kez ev çevresinde gezindik, afişler yapıştırdık. Sonra bir gece ansızın Minnoş görüldü ve eve alındı.

10 gün boyunca aç kalsa ancak bu kadar zayıflar ve bitkin düşerdi. Belki de aç kaldı bilemiyorum tabii ki ama Minnoş eve girdiğinde, üstüne birde yıkanma ve veteriner stresi oluşmaması için banyoya bile sokmadan alışkın olduğu hayata devam etmesi için evin içinde serbest bıraktık.

Günler boyu sadece mama yedi, su içti ve dinlendi. Her şeyin normale döndüğünü düşünürken Belinin çevresinde bulunan tüyler dökülmeye, yaralar oluşmaya başladı. Veterinere de gittiğimizde bu yaraların mantar – egzama olduğunun teşhisinin koyulmasıyla, periyodik aşılarını 1 – 2 hafta sonraya bırakarak tedaviye başladık.

Şunu belirtmem gerekir ki, kendi sağlığım için en son ne zaman bu kadar para harcadığımı gerçekten hatırlamıyorum. Tabii ki siz daha fazlasını harcıyosunuzdur fakat dediğim gibi, bizim sorumluluğumuzda olan kedi sayısı, size göre çok çok az.

Minnoş’u kısırlaştırmadığımız için hamile olma ihtimali de vardı tabii ki ama çok şükür ki öyle bir şey olmadı. Artık ne haltlar karıştırdıysa, egzaması ve piresi vardı fakat en azından daha fazlası yoktu. Buna seviniyorum, çünkü onları da sokağa atacak değildik ve istemeden de olsa sorumluluğumuzda bulunan kedi sayısı birden 3’e – 4’e katlanacaktı.

Evet, Minnoş kısır değil ve pencere önlerinde geziyor. Bilmenizi isterim ki, Minnoş bu evde mahkum değil ve sokakta yaşayan hayvanların kısırlaştırılması konusu bir çok kişi tarafından doğru bulunuyor olsa da, bu konuda çekincelerim bulunduğundan Minnoş’u kısırlaştırmıyoruz. Beni anlayacak ve kapıyı açacak beceriye sahip olsa, dilediği zaman gidebileceği konusunda kendisiyle konuşurdum fakat böyle bir imkan olmadığından, atlayabileceği yükseklikte pencere; özellikle yaz aylarında sürekli açık bulunuyor.

Yani bizim evimizde bulunan bir bireyin üreme hakkını ve özgürlüğünü kısıtlama yetkisini kendimde göremiyorum. Siz bir çok kediye sahip olabilirsiniz fakat bilmenizi isterim ki, biz kedimizin sahibi değil; kendisinin sadece insan arkadaşlarıyız. Yani, insanıyız.

Artık ne kadar insanız onu da tam bilemiyorum tabii ama en azından biyolojik belirtilen insan olduğumuzu gösterir yönde.

Görüşmek üzere, 73.

Yorum yapın